kuru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuru etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11.8.08

Isırık - Parça

Nasılda heyecanlı ve iştahlısın etimden bir ısırık almaya. İlk ısırığının hazzını gördüm gözlerinde. Dişlerine bulaşan kanımın o ekşi, küflü tadın seni kendinden nasılda geçirdiğini gördüm gözlerimle. Derimin altında yaşayan ve beni hergün kemiren binlerce kurtçuğun küçük ama durmak bilmeyen ısırıkları arasında senin ısırığın, ağızından yayılan salyanın serinliği ve dişlerinin keskinliği hepsinden farklıydı. Isırığınla onların acısını dindirdin, yeni hissettirdiğin acınla. Gözlerinden okunabiliyordu iştahının nasılda kabardığı ve bir sonraki ısırığın için zamanını kolladığını. Seninde dişlerin acımıştı, yaralı bir köpek gibi ısırmıştın çünkü. Ama emindin canımın seninkinden daha fazla acıtabildiğine ve lezzetimin her zamanki kadar güzel olduğundan.

Ve ben artık yaralı bir hayvan gibi uzaklaşırken yanından, bunu yaptığından pişman bir halin vardı. Çünkü ben gidiyordum ve sen bana ait bir parçayı hala dişlerinin arasında tutuyordun. Görmek istediğin canımı ne kadar atıcabildiğindi, merak ettiğin sadece tadımdı. Sana benden bir parça daha kalsın istemedin ama artık çok geçti. Yutamadın ama belki çok sonra tükürdün etimi.

Oysa ısırdığın sadece senin bende kalan parçandı.

6.8.08

Masa(l)

Başım döndü kendimden. Döne dolaşa tarifsiz ve şuursuz. Yıldızlar birer ve uzun çizgiye dönüştüler kirpiklerimde. Bir kedi oyunundaki yumağa dönüştü düşüncelerim. Her yanım tırmık izi. Pullarım döküldü birer birer, beyazlığımdan nefret ettim.


Masa da masaymış ha

Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini koydu
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu.
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanında gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.

Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.

Edip Cansever

4.8.08

Alıntı

- Bugün gökyüzü bembeyaz.
...

23.7.08

Noktasız-Virgülsüz

iki oda bir salon evim
içinde ben küçücük kayboluyorum
yalnızlığım dolup dolup taşıyor

.....................

geldi gitti
oldu olmadı derken
olmadı gitti

.....................

gidişi gelişinden belliydi
sanki kalsa kabahatti

14.7.08

Hepler Hiçler Çarpımı


Hepimizin hayatında olmuştur hiçbirşeyi başaramamış, üstesinden gelememiş. yapamamış, olmamış, oduramamış anlar. Yıldız tozlarından yaratılmış kozmik, matematiksel bir denklem. Elde avuçta tutamadığımız, tutmaya kalktığımızda elimizden kaydırdığımız bir o kadar da denklemin öteki tarafından hiçte tutulmamış boşlukta salınan ellerimiz. Ve işte o tanrısal. sonsuz persvektifte ufuksuz bir son akşam yemeği kompozüzyonunda yalnızlığımız. Ne Leonardo'nun kendi gizeminde yarattığı bir sır, ne de biz ondan sonraki fanilerin kendi fantezi ve uğraşlarında aradıkları, yarattıkları efsaneler.

Bir kucak kadar hepimizin öteki için, bir o kadar da berikini durdurmak için kollarımızı iki tarafa acışımız. Bu gönül merkeziyle kurulmuş açılımda (ki nereden baksan 180 derecedir, bu yüzden sığdıramazsın ikisini birden içine) birileri acı çekmesin diyedir. Canı yanmasın diyedir. Bu bazen kendindir bazen ötekidir, bazen beriki. Ama asla kendin dahil iki kişiyi aynı anda kurtaramazsın bu dar boğazdan. Vahşi bir hayvan için kurulmuş bir kapan oluverir o iki yana açılan kolların. Kimi kıstırsa dişlerinin arasına bir o kadar da kendi etindir ezilen, bunu peşinen bilmelisin. Kendi acınla ötekinde yarattığın, açtığın yaralarını vicdan yapıp geçiştiremezsin. Bunu ancak riyakarsan yapabilirsin. Yalanlayabilir ve sadece kendi gönlünü hoş tutabilirsin.

İşte tam da bu anda; çoğu zaman ustalık ve kendi kendine inandığırdığın zehir zemberek aklına bu duruma uyan tek bir sözcük bile bulamazsın. Elin kolun bağlanır, aklın durur, nefes alamaz ve hatta almayı hiç istemezsin. Bu güne kadar baş ettiğin haliyle dört işleme ve ezberinde tuttuğun çarpım tablosuna güvenirsin, ama kafi gelmez neresinden bakarsan bak eşittiri sıfıra varan denkleminde.

Aslında en başından beri bir denklemdir yaşamın gizi. Çözdüğün değil inandığın günden beri sarıldığın en makul akıl çıkarsamasıdır, gönlünün onayınıda almış hilesiz bir oyundur. Havuz problemine dönüştüğü an, sadece senin yüzmekten korktuğun ve sadece nefesini tutup dibe dalabilme becerine olan inancındır seni harekete geçiren. Buna sen dayansan bile ciğerlerin daha fazla dayanmayacaktır.

Ve tam bu anda aklında tüm sorular ve sorunlar üzerine tek bir soru tek bir cevap karşılğında belirecektir. Ya kollarını iki yana açıp bir karar vericeksindir, ya da kollarını iki yana çırpıp bir eylem, tavır ve tepki göstereceksindir...

Soru şu: Hep mi? Hiç mi?

7.5.08

Sessizliği merak edenlere!

benim konuştuğum gecelerde siz yoktunuz.

Özdemir Asaf

13.3.08

Zoboooooooooo

Zobo'lar artık yeni yuvalarında. Her ne kadar blogun içeriği ve seyrini henüz kafamda tam anlamıyla belirlemiş olamasamda, onların rabarba'dan farklı bir yerde olmaları gerektiğine olan inancım yüzünden dün akşam saatlerinden itibaren derme çatmada olsa artık bir yuvaları var.

Illustırasyon "rabarba"ya aittir. Başka yerde izinsiz kullanılamaz, sahiplenilemez. (döverim!)

1.3.08

Ünlüler Geçidi

a, e, ı, i, o, ö, u, ü

12.2.08

Soluksuz


Bugünlerde yaptığım tek şey güneşi kovalamak.


Fotoğraf: fotoğrafsilgisi /Kabak Koyu-2006

10.2.08

Al bu blogu blogcuya götür..

Günlerdir deli divane gibi blogumla yatıp bolgumla kalkıyorum. Yok logo yapayım, yok şöyle olsun böyle olsun... Hahh logo tamam rss ikonumda bana özel olsun, şöyle olsun böyle olsun. E hadi birde arka alanımız farklı olsun, oraya resimleri yükle, buradan link ver derken... Ki aşina olduğumuz, pek bildiğimiz şeyler değil. Allahtan bu konuda yegane mercihim ve dostum isbn'ye teşekkürü bir borç bilirim. Ben bütün bunlarla debelenirken kendiside en az benim kadar bitmek bilmez sorularıma katlanarak övgüyü haketti. Ve elbette blogumun misafirleride denk geldikçe bu süreçteki değişikliklere beğeni ve görüşlerini sunarak bana yön verdiler.

Nihayetinde blogum bu sabah itibariyle son şeklini almış durumda. Bu haliyle içimize sindi lakin her an her şey olabilirde :). Neyseki blogu blogcuya bloglaştırmadan getirdim.

2048

Eski bir aynaya bakıyorsun.
Yaşlı bir yüz gördüğün.
Kalaballıklarda kendi sesini işitiyorsun.
Tüm ömrünce sustuğun.
Hala farkında değil misin;
Ölmekte olduğunun.

5.2.08

Bırak Dağınık Kalsın

Bırak dağınık kalsın uyandığında yatağının hali gibi hayatın. Dert etme hep aynı bardaktan yıkayıp yıkayıp kahve içmeyi. Bardaklar çoğaldıkça artmaz yalnızlğın. Öyle sere serpe miskinliğinde, evin içinde ev, heryer heryerde. Olsun varsın yalnızsın işte kime mahçup olacaksın. Hem seni bulmak isteyen, bırak bu dağınıklık içinde seni bulup çıkarsın, hem sana hem kendine bir anlam katsın.

Ayna



Resim: Picasso-Girl Before a Mirror

Aynalar.. En sevdiklerim. Yalansız herşeyi yüzüme vuranlar. Korkusuz gözlerimin içine bakanlar. Bana beni hatırlatıp, bana beni sormayanlar.

3.2.08

Dialog

- Bence sen; bütün kadınların hayallerindeki adamsın.

- Ama kadınlar gerçekleri sever.

- Evet, haklısın...

1.2.08

Kısa Film

Başkalarının hayatlarında başrolde olmak isteyenler, kendi hayatlarında ancak bir yan karakteri canlandırabilirler.

30.1.08

Akrep

akrep; kendi ininde bile rahat uyuyumaz.
alamaz taşın soğuğu, nefretinin sıcağını.
her gece kuyruğu başının altına koyup uyur.
her ihtimale karşı, ne olur ne olmaz.

19.1.08

yirmiyedi


-Burada bir pasta vardı kim yedi?

-Yirmi yedi!

-...

6.1.08

Yeraltından Notlar

Bugün farkettim ki durmadan aynılık aynasının önündeyim. Yazdıklarım, sustuklarım ve hatta yaşadıklarım, zaman denizinde durmadan kendini tekrar ediyor. Aklıma gelen sözcükler, aslında aklımdan hiç çıkmamış olanlar. Daireler çiziyorum zamanda ve hayatta. Acilarimin üzerinden geçiyorum, sanki kendi anatomisine ulaşamamış bir desen gibi. Hayatı tıpkı nasıl evin yolunu düşünmeden geliyorsam eve öyle yaşıyorum adeta. Bir yarın düşleyemiyorum kendime, hergünün sabahında dün gibi bir gün deyip geçiştiriyorum. Küçücük bir yeniliği bile kabullenip bir sonrakinin ezberi için normalleştiriyorum. Ve buraya yazılanlar küçük serzenişler, uykulu sayıklamalar, insanın kendi tutsaklığında yeraltından notlar...

Bir iki hafta önce Dostoyevsky'nin "Yeraltından Notlar" adlı romanından uyarlanmış aynı isimde ki oyununu İstanbul Şehir Tiyatrolarının sahnesinde izledim. Gerçekten harika bir oyundu. O kadar çok beni, bizi anlatan bir başyapıt ki kim izlerse izlesin, kim okursa okusun tanıdık ve kendisine yabancılığında bildik ama gözden kaçırdığı yeni şeyler keşfetmesi için iyi bir kılavuz ki. Israrla tavsiye ediyorum, mutlaka kitabını okuyun, mutlaka bu oyunu izleyin.

5.1.08

Üşengeç-Yengeç


Hayatımda bir kaç kez denizin ucundayken, üzerinde yürüyebileceğime inandım. Öyle birden bire bir adım sonra bir digeri, koşmak heyecanından yoksun, hoop bir bakı vermişim yürüyorum batmadan. Belki bir gün gercekten inandığımda bunu yapabilirim. Ya da bütün inançlarımdan vazgeçtiğimde, kozmik boşlukta yüksüz ve hafifleştiğimde. Kimbilir!

Söz konusu olan fotoğraf son denememe ait, malesef bir yengeç kadar yürüyebildim. Yan yan...

Fotoğraf ve Retouch : B. E.

23.12.07

Pazar

Gün ışığı ilk kez etimin ötesine geçip ruhumu kavurdu. Mevsim normallerinin dışında, güneşli ve bir okadar da sebebsiz bir pazar. Huzurlu ruhlara bahardan çalınarak armağan edilmiş bir gün. Benim gibi çizdiği kapıdan geçip, ötesine bir adım atamayıp kapıya yaslanarak duran ve öyle hiçde durduğu gibi duramayan biri içinse pekte güzel sözcüklerin anlam bulamadığı bir pazar.

Oysaki türlü pazarlar vardır belleğimde. Hatta en sevdiğim gündür pazar. Herşeyi yapalicek olmanın ukala bilgiçliğiyle hiçbirşey yapmamanın hafifliğinde geçebilir. Tabi eğer ruhunuz içinizden etinizi kemirmiyorsa.

Ruhum derin yanık izleriyle doldu bugün.

Elliot Smith - Between The Bars
Madeleine Peyroux - Between Tha Bars (live)