kuru gürültü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kuru gürültü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27.9.09

Yataktan hiç çıkmamalıydım..

16.11.08

İyi geceler

Artık sadece gözlerimi kapattığımda yalnızım.

16.7.08

Eternal Sunshine



Bitti dediğinde yeniden başladı. Yaralar tazelendi, sarılıp sarmalandı. Bellek kendine unutmanın hafifliğini yarattı.

" Unutmak"
Unutma diye bir şeyin olduğu henüz ispatlanmamıştır; bildiğimiz, tekrar anımsamanın gücümüz dahilinde olmadığıdır. Geçici olarak, gücümüzün bu boşluğuna "unutmak" sözcüğünü koyduk, sanki dizinde bir fazla yeti varmış gibi. Ama sonuç olarak bizim gücümüz dahilinde olan ne var ki! -Eğer bu sözcük gücümüzün bir boşluğunda duruyorsa, öteki sözcükler gücümüze ilişkin bilgimizin ir boşluğunda durmak durumunda değiller mi?

Nietzshce


6.7.08

Rengi Rengine

Gün olmuyor ki yeni bir hayatın içinden geçmeyeyim. Dokunmayayım ona, sokulmayayım, görmeyeyim, hissetmeyeyim. Türlüyüz. Kedigillerden daha çok giliz, bu yüzden gizemliyiz. Seviyorum kusurlarımı, seviyorum sizin tüm kusurlarınızı. Mükemelliyetçi ve mülkyetçilerinizden sıkılıyorum. İstemiyorum. Böyle iyisiniz, böyle güzel ve harikuladeyiz. Ahkam kesicek değilim. (belki sonra bir kaç kelam daha eklerim)

Anlarsın diye umuyorum. Bu yüzden tabelasını bile değiştirdim ya tükkanımın. : )

5.7.08

Dengi Dengine

Tek başına yalnız herhangi birşeyi benlerce kez yapmak! Ustalık isteyen bin meziyet. Tıpkı iki cambazın bir ipte dans edememesi gibi. Tek başına uyandığın bir sabahta seni boğmamış öteki yanında duran yastığa duyduğun minnet gibi. Yalnızlık müstakilliktir, iki oda bir salon yalnızlıktır. Sokakta evin yolunu ezbere, düşünmeden yürüyebiliyorsan artık sen tekil cinsinden bir kedisindir. Simetri bile tek başınayken yarattığın bir disiplin ve bir matematikten ikili bir komposüzyonda görsel bir şölendir. Bir denklemdir ikincisi herşeyin. Denk düşmenin gizeminde yaşarlar tıpkı uslu ve iyi bir çocuk olucağında göreceğin şirinler gibi. Ama yalnızlık hiçte şirin değildir.

Hayatımda her ne olup bitiyorsa, şimdi gitmeliyim yalnızlık beni bekler.

22.6.08

Tıpa

Yeni şeyler söylemek isterdim sana. Ama yok...

Anlıyor musun?

26.2.08

Yitik Zaman Makinası

Zamanda yolculuktan konuşmuştuk seninle. Tekrar dönmek istediğim bir zaman olup olmadığını sormuştun, bir keşkeyi kekelemek yerine yeniden, en başından düzeltebileceğim ya da kurtarabileceğim bir anı merak etmiştin. Sen kendi adına iskenderiye fenerini kurtamak istediğini söylemiştin. Düşünüyorumda ben o sırada zamanın o anında orada olsam yüksekçe bir tepeden alevlerin sıcaklığını kirpiklerimde hissedebilecek bir yakınlıktan olup biteni izlerdim. Çünkü sana da dediğim gibi zamanda yolculuk korkuturdu beni. Ancak tanıklık etmek istediğim anlar olabilir zamanda. Yoksa Hitlerin hışmından insanları kurtarmayı düşleyebilirdim elbette kendi çaresizliğimde. Ama sence ne kadar saklayabilirdim ki bi başıma insanoğlunun çirkin yüzünü, kaç kere yapabilirdim bunu. Ve ne farkederdi, bir gölge oyunun sahteciliğinden öteye. Aklıma "tahir olmakda zor, zühre olmak da" mısrası düştü, çaresizce. Sadece gerisine mi sence? Kıyametide görmek isteyebilirdim elbette, ne cennete büyük lotoyu kazanmış talihliler arasında ne de ateşle terbiye edilecekler arasında, köşesinden zamanın çocuk merakıyla uzanmış bir baş, ilk kez görülenin heyecanıyla iri gözlerle izlemek isterdim.

Hiç yoktan belkide kendi belleğinde zamansız yaşayan bana daha güzel hatıralar ve anılar miras bırakırdım yarınıma. Yarın ki, henüz hiç yaşanmamış oluşunun şuursuz bilgeliğinde unutturarak kendini ve hiçte utanmadan yaptığı bu tanrısal ilüzyonda sadece "bugün aslında dündü" hezeyanını yaşatabilir.

Ve her seferinde yalancı bir gururla zamanla belirgin bir derdi olmadığını söyleyen benin saatlerle saatlerce nasıl sözleştiğini beni köşeye sıkıştırırsan anlatabilirim sana. Böylece ilk kez duymuş oldun sen de yazabileceğim ilk kitabın ismini...

Bu arada günler uzuyor, geceler kısalıyor... Farkında mısın?

26.1.08

Ninniler-Sayıklamalar

Bazen yürürken yerdeki boş bir şişeye ayağımla vurup çıkardığı o kristal sesi çocukça bir sevincle dinlerim. Çok da severim o sesi. Hele birde karanlıksa, kimsecikler yoksa o sırada, yolda yokuş aşşağı ise, sonsuzlukta yankılanır sesi, o zaman daha çok severim...

İşte şimdi kendimi adeta kendi ağırlığınca yuvarlanan boş bir şişe gibi hissediyorum. Kafamın içindeki sayıklamalar şişenin melodisinden farksız. Sonsuz boşlukta düzensiz, cılız.

Yalnız kaldığım zamanlarda susmak daha kolay... Günlük hayatta etimin dışındaki kuru gürültümü bilmem, azdırıyor içimde sustuklarımı. Dudaklarımın arkasından hep onları fısıldarken, dudaklarımın ucunda saçma sapan gündelik sohbetler. Ama kendi müstakil sessizliğimde, kendi sesimi bile duymayaca aç, uzaklarda bir yerde yuvarlanan bir şişenin çıkardığı ses gibi sonsuz boşlukta düzensiz, cılız.

Her gece bu ninnilerle uyutuyorum kendimi, her sabah bu sayıklamalarla uyanıyorum. Sana söylemediğim ve asla buraya yazmayacaklarım gibi... Mühürün, şişenin ağzındaki son dudak izleri gibi.

19.12.07

Dün Bugün Yarın ve Daima

İçimde yaşanmadan kalmış sabahların sesi...

Johann Sebastian Bach
- Sonetae en Fam de Bach 01

15.8.07

Yavuz Çetin Anısına



Yavuz Çetin (Altın Çocuk) (1970-2001)

1970 yılında Samsun'da doğdu. Babası Erdan Çetin'in gazeteci olması nedeniyle çocukluğu Türkiye'nin çeşitli şehirlerinde geçti.

14 yaşından itibaren Hasan Cihat Örter'den blues ve rockt gitar dersleri almaya başladı. 1985 yılında akustik gitar çalmaya başladı. Daha sonra elektro gitar ile tanışır. Ortaöğrenimini İstanbul Haydarpaşa Lisesi'nde tamamladı. Lisedeki okul arkadaşı olan Ercan Saatçi ile yaptıkları I Will Cry adlı şarkı ile Hey dergisinin yarışmasını kazandı. Marmara Üniversitesi Müzik bölümünü kazandı.

19981yılında İstanbul'da arkadaşları Batu Mutlugil, Kerim Çaplı ve Sunay Özgür ile Blue Blues Band adlı grubu kurdu. 1996 yılından ölünceye kadar Mazhar Fuat Özkan'ın gitaristliğini yaptı. Mazhar Fuat Özkan ile birlikte turnelere katıldı, konserlere çıktı. Teoman, Kıraç, Sibel Tüzün, Soner Arıca, Göksel ve Acil Servis gibi sanatçı ve grupların da bazı albümlerinde katkıları oldu. Göksel'in Sabır adlı parçasında Türkiye'de ilk defa talkbox kullanan gitaristi oldu.

1997 yılında Ercan Saatçi prodüktörlüğünde çıkarttığı "İlk" adlı albümünü piyasaya sürdü albümün dağıtımında ve dinleyiciye ulaşmasında yaşanan problemler albümün hakettiği ilgiyi görmesini engelledi. Bu arada eşinden ayrılmasına, geçirdiği depresyona, şehir hayatının yorucu temposuna daha fazla dayanamadı ve 15 Ağustos 2001 tarihinde İstanbul Bogaziçi Köprüsünden atlayarak hayatına son verdi. Ölmeden önce kayıtlarını tamamladığı "Satılık" adlı albümü ölümünden sonra piyasaya sürüldü.

Probaganda filminin sondtrack albümünde de Erkan Oğur'la Dünya isimli parçayı beraber çaldılar.

Ayrıca 2002 yılında İlk albümü, "I Will Cry Again" ve "Dünya" şarkıları Ercan Saatçi tarafından eklenerek tekrar piyasaya sürüldü

Link

just a perfect day



Pazar günleri... Bir tembelin en kutsal günü olsa gerek. Tanrısal bir güçle herşeyi yok edip yeniden yapabilirmişçesine; firari bir ruhun her an özlemini çektiği devri alem hayalini gerçeştirebiliceği, bir fatihin zaptedilemez denilen bir şehri alabileceği, ilkkez bisiklete binmekle aya ilk ayak basan olma düşünün gerçeklebileceği bir saflık ve istekle yapabilecekken, bütün bunları yapabilecek olmanın verdiği huzur, mutluluk ve pişkinlikle hiçbirşey yapmadan günü akşam etmek...

Belki E.Cansever'e inat bu sefer kıçımı kaldırıp, masaya dökülüşünü koymaktansa bir birayla bu kutsal günü vaftiz edercesine ve yolunda gitmeyen işler, rayına oturmayan hayat gibi mevsim normallerinin ne olduğunu unutan yaza inat, kendimi akşam sefası yapan çiçeklerle bir tutup, bahçemin ortasında tepemde atlas bir gece, yayınına kısa bir süre ara verilen belleğimle günümü ve hatta bütün ömrümü bugün gibi geçirebilirim...

Ve sanırım böyle bir güne adanabilecek en güzel şarkılardan biri bu olsa gerek...